|
Tweet |
Gazze’nin kuzeyinde, yani “ateş hattının” hemen altında sessiz bir enerji savaşı sürüyor. Leviathan, Tamar ve Karish sahaları… İsrail tarafından işletilen bu üç büyük doğal gaz alanı, aslında sadece birer enerji kaynağı değil; bölgenin geleceğini, dengelerini ve mülkiyet ilişkilerini yeniden şekillendiren stratejik düğüm noktalarıdır.
ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu’nun (USGS) verilerine göre Levant Havzası’nda yaklaşık 3,5 trilyon metreküp doğal gaz ve 1,7 milyar varil petrol eşdeğeri sıvı kaynak bulunuyor. Bu, küresel enerji piyasaları için olağanüstü bir potansiyel demek. Fakat dikkat çekici olan şu: Bu rezervlerin büyük bölümü İsrail’in tek taraflı olarak ilan ettiği ekonomik münhasır bölgeler içinde kalıyor.
Yani mesele yalnızca “güvenlik” veya “terörle mücadele” değil; kaynak kontrolü, enerji rotaları ve mülkiyet devridir. Gazze’ye yönelik yıkım, aynı zamanda toprağın, denizin ve geleceğin siyonist İsrail’e ve küresel şirketlere devredilmesi mücadelesidir.
Bugün Doğu Akdeniz havzası, küresel güçlerin yeni “büyük oyun sahası” haline geldi. Kıbrıs açıklarından Mısır kıyılarına, Lübnan sınırından Filistin sularına kadar uzanan enerji koridoru, dev şirketlerin ve devletlerin çıkar hesaplarıyla örülüyor. Bu tabloda Türkiye’nin stratejik rolü hayati önemdedir. Çünkü Türkiye, hem coğrafi hem tarihi hem de vicdani meşruiyete sahip tek aktördür. Eğer Türkiye bu bölgedeki mülksüzleştirme sürecine sessiz kalırsa, Gazze yalnızca haritadan değil, ekonomik egemenlikten de silinecektir.
Gazze’de asıl mesele vahşi kapitalizmin yeni bir sömürü biçimi üretmesidir: Toprak, enerji, su ve hatta insan emeği üzerinde mülkiyetin el değiştirmesi.
Bugün Gazze, insanlığın vicdan sınavı olduğu kadar, mülkiyetin kimde kalacağına dair küresel bir testtir. İsrail’in politikası yalnızca “güvenlik” değil; toprağı boşaltmak, kaynakları tekelleştirmek, serveti belirli ellerde toplamak üzerine kuruludur. Ve bu süreçte “uluslararası hukuk” suskun, “insan hakları” görmezden gelinmiş, “adalet” rafa kaldırılmıştır.
Bu yüzden Türkiye, yalnızca insani değil, jeopolitik ve ahlaki garantörlük üstlenmelidir. Gazze’deki mülksüzleştirmeyi önlemek, enerji adaleti sağlamak ve mazlum coğrafyaların hakkını korumak, sadece bir diplomasi konusu değil, medeniyet sorumluluğudur.
Sayın Cumhurbaşkanımız’a ve ekibine bu anlamda düşen görev, bu enerji haritasının arka planını sorgulamak, Gazze’nin altındaki gerçeği görmek ve bu düzenin karşısında durmaktır. Çünkü adalet sadece savaş meydanlarında değil, doğal kaynakların paylaşımında da tecelli etmelidir.
Gazze’de akan kanın ardında, sadece nefret değil; enerji, çıkar ve mülkiyet savaşı yatıyor. Bu savaşın kazananı insanlık olamaz. Bugün bir milletin toprağını, denizini, enerjisini elinden alanlar; yarın dünyanın geri kalanının da nefesini kesecektir.
Türkiye, adaletin sesi olmalıdır.
Çünkü Gazze’yi savunmak, aslında insan onurunu savunmaktır.