|
Tweet |
Ben hep kışım, Elim ayağım hep buz gibi. Avuçlarımda tutamadığım bir sıcaklık, Tenimde dolaşan ince bir ayaz.
Ben hep kışım. Kendi duvarlarımda yaşıyorum. Tuğlalarını suskunlukla ördüğüm, Pencerelerini içeriye kapattığım duvarlarda. Rüzgâr içeri sızmasın diye değil, İçimdeki rüzgâr dışarı taşmasın diye.
Ben hep kışım. Güvensizlikten yalnızlığa mahkûm. Kalabalıkların ortasında bile Omuzlarıma çöken bir serinlik var. Kimse görmüyor, Ama ben üşüyorum.
Ben hep kışım. Boğazımda düğümlenen kelimelerim var. Söylenirse kıracak, Söylenmese içimi kesecek cümleler. Her yutkunuşta biraz daha sertleşen, Biraz daha ağırlaşan.
Ben hep kışım. Korkudan değil yalnız, Fazla hissetmekten titreyen. Bir bakışın yükünü omuzlarında taşıyan, Bir suskunluğun içinde kaybolan.
Ben hep kışım. Yazı, baharı es geçen. Çiçek açmaya niyetlenip Son anda vazgeçen dallar gibiyim. Tomurcuğa durmuşken donan, Açmaya cesaret edemeyen.
Bahar gibiyim belki, Ama üstüme çöken ayazdan başını kaldıramayan. Toprağın altında kıpırdayan, Yüzeye varamayan. Güneşe dönmeye niyetli, Ama gölgesinden çıkamayan.
Ben hep kışım. Kar çok yağmasa da içimde tipiye dönen. Ayazı kapının önünde değil, Göğsümün tam ortasında taşıyan. Gitmeyen, Çözülmeyen, İnatla kalan.
Ben hep kışım. Güneş çıksa da ısınmayan. Toprak yumuşasa da içi sert kalan. Sesler çoğalsa da İçinde yankıdan başka bir şey bulamayan.
Ne tam gece, ne tam gündüz. Işığın da karanlığın da yarım kaldığı bir saat. Ne tam kış, ne tam bahar. Toprağın çözülmeye niyet edip Yine de sert kaldığı o aralık.
Bir eşikteyim. Adım atmadan duran, Geri dönmeden bekleyen. Ne ilerideyim ne geride. Sadece ayazın tam ortasında.
Ben hep kışım. Çünkü içimde çözülmeyen bir soğuk var. Çünkü bazen insan En çok kendi içinde donar.
Ve en sert rüzgâr Dışarıdan değil, İçeriden eser.