|
Tweet |
Tarihin garip bir alışkanlığı vardır. Hiç kimse yerde duran bir taşa taş atmaz. Taşlar daima yükseğe fırlatılır. Bir ağacın meyvesi yoksa kimse dalına uzanmaz, bir dağın zirvesi görünmüyorsa kimse ona bakmaz. Bir insanın ortaya koyduğu bir değer, bir emek, bir başarı ya da bir fikir yoksa çoğu zaman onun hakkında konuşulmaz. Çünkü dikkat boşluğa değil, varlığa yönelir. Bu yüzden insan hayatında maruz kaldığı her eleştiriyi aynı kefeye koymamalıdır. Bazıları eleştiriler gelişmek içindir, bazıları ise yalnızca durdurmak için.
İnsan tabiatının en karmaşık yönlerinden biri de budur. Bazıları karşısındaki insanın başarısını gördüğünde ilham alır ve kendisine yeni bir yol çizer. Bazıları ise aynı manzaraya bakıp rahatsızlık hisseder. Çünkü başarı yalnızca başarı değildir; aynı zamanda bir aynadır. O aynaya bakan kişi bazen karşısındaki insanı değil, kendi yarım kalmış hedeflerini, ertelenmiş hayallerini ve cesaret edemediği adımlarını görür. Bu yüzden bir başkasının disiplinini gören tembel insan huzursuz olur, bir başkasının cesaretini gören korkak insan tedirgin olur. Aslında rahatsız olduğu şey karşısındaki insan değil, onun kendisine hatırlattığı eksikliklerdir.
Günümüz dünyasında insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin önemli bir kısmı görünmeyen kıyaslamalar üzerine kuruludur. İnsanlar çoğu zaman sizin ne yaptığınıza değil, nerede olduğunuza bakarlar. Bir adım öne çıktığınızda, aynı yerde duran bazı insanların gözünde farkında olmadan bir ölçüye dönüşürsünüz. İşte tam da bu nedenle bazı insanlar sizin başarınızı konuşmak yerine kusurlarınızı aramaya başlar. Çünkü ortaya konulan emeği kabul etmek, bazen kendi ihmallerini de kabul etmeyi gerektirir. Oysa insanın kendisiyle yüzleşmesi, başkasını eleştirmesinden çok daha zordur.
Hayatın her alanında buna rastlamak mümkündür. Çalışan insanın yorgunluğu değil sonucu görülür. Gece boyunca verilen emek değil, sabah elde edilen başarı konuşulur. İnsanlar çoğu zaman sahnenin önünü alkışlar fakat sahne arkasındaki mücadeleyi görmezler. Bu nedenle başarıya ulaşmış insanların ortak özelliklerinden biri yalnızca çalışkan olmaları değildir; aynı zamanda yanlış anlaşılmaya, eleştirilmeye ve zaman zaman yalnız kalmaya da dayanabilmeleridir. Çünkü yükselmek yalnızca ilerlemek değil, aynı zamanda daha görünür hâle gelmektir.
Bir başka gerçek daha vardır ki çoğu insan bunu geç fark eder. Hayatta sizi aşağı çekmeye çalışan herkes sizin düşmanınız değildir. Bazıları bunu bilinçli yapar, bazıları ise farkında bile olmadan yapar. Kendi korkularını size aktarır, kendi sınırlarını sizin sınırınız gibi göstermeye çalışır. Yapılamayacağını söyleyenlerin önemli bir kısmı, zamanında yapmaya cesaret edemeyen insanlardır. Bu yüzden insanın kulağını herkese açması kadar, gerektiğinde bazı sesleri duymamayı da öğrenmesi gerekir. Çünkü her fikir yol göstermez; bazı fikirler yalnızca insanı bulunduğu yere bağlar.
Tarih boyunca büyük işler başaran insanların hayatlarına bakıldığında ortak bir özellik görülür: Hiçbiri bütün insanların onayını alarak yükselmemiştir. Çünkü kalabalıklar çoğu zaman sonucu sever, süreci değil. İnsanlar zirveyi alkışlar fakat tırmanışı görmez. Bu nedenle güçlü karakter sahibi insanlar enerjilerini kendilerini açıklamaya değil, kendilerini geliştirmeye harcarlar. Onlar bilirler ki her eleştiriye cevap vermek, her tartışmaya girmek ve herkesi ikna etmeye çalışmak insanın en değerli sermayesi olan zamanını tüketir.
Belki de bu yüzden insan hayatındaki en önemli mücadele başkalarıyla değil, kendisiyle olan mücadeledir. Başkalarının ne düşündüğünü kontrol etmek mümkün değildir fakat kendi yönünü korumak mümkündür. İnsan, dikkatini kendisini aşağı çekmeye çalışanlara verdiğinde hızını kaybeder; hedeflerine verdiğinde ise mesafe alır. Tarih de çoğu zaman taş atanları değil, taşlara rağmen yürümeye devam edenleri hatırlar.
Sonuç olarak mesele insanların neden taş attığı değildir. Çünkü tarih boyunca taş atanlar hep olmuştur. Asıl mesele, insanın kendisine yöneltilen her taşın ardından durup durmayacağıdır. Meyve veren ağaçlar taşlanmaya devam edecektir. Zirveler uzaktan bakıldığında hâlâ dikkat çekecektir. Fakat unutulmamalıdır ki taşlar ne kadar yükseğe fırlatılırsa fırlatılsın, sonunda yere düşer. Kalıcı olan ise yüksekte kalmayı başaranlardır.
GAZETECİ YAZAR ŞAİR A.AYŞENUR TOKSÖZ