|
Tweet | Tarih: 13-02-2026 13:39 |
Rüzgâr bana geliyor, ben rüzgâra doğru gidiyorum.
Rüzgâr bana doğru geliyor, ben rüzgâra doğru gidiyorum.
İnsan kendi iç rüzgârına direnemiyorsa dış dünyanın fırtınasında ayakta kalamaz.
Kavgam kendimle, kendi içimde.
Hani insan bazen dışarıdaki fırtınayı değil, içindeki dağınıklığı toparlamak zorundadır ya; işte tam orada başlıyor bu kavga. Çünkü asıl devrim insanın içinde başlar. Dış dünyayı değiştirmeye kalkmadan önce, insan kendi içini düzenlemek zorundadır.
Psikolojik ve çevresel olarak hedeflerimize varmamızı sağlayan dirayet, irade kavramını çevreleyen en temel realitedir. İrade, insanın nefsiyle olan mücadelesinde aldığı pozisyondur. Bu kavramların hepsi nefisle yol alır. İradesine “dur” diyebilen insanlarda ise bu oran daha berraktır. İradesine dur diyebilenler, nefislerini dizginleyen ve sorumluluk bilinci taşıyan insanlardır.
Zorlu yolları pes etmeden yürüyenler, iradesine hükmedebilen devrimcilerin devrimidir. Çünkü devrim önce içeride olur. İnsan içindeki düzensizliği düzene koymadıkça, dışarıda kalıcı bir başarı inşa edemez.
Azimli ve dirayetli insanlar, çile ve mücadele diyerek ömürlerini inşa ederler. Yorula yorula bir yere gelenleri görürüz. Onlar dünyaya meyletmeden, somut bir hayatın içinde sağlam durabilirler. Çünkü gerçek başarı; metotlu bir dirayet ve mesnetli bir irade gerektirir.
Hayal gücü başarıya kurulmuş bir köprüdür. İnsan hayal ettiği başarıyı yaşayabilir. Fakat tembellik varsa başarı olmaz. Başarı olmazsa tembel ile mücadele eden arasındaki fark da anlaşılmaz. Bu yüzden insanın hayatında onu tetikleyen, ona inanan insanlar olmalıdır. Fakat en büyük tetikleyici yine insanın kendi iradesidir.
Bu mevzuda rakip ve mücadele şarttır. Rakip olmazsa rekabet olmaz; rekabet olmazsa insan kendi sınırlarını anlayamaz. Başarılı irade ihata ederse, fütuhata inananların olacakları vardır. Eğer başaracağımıza inanıyorsak başarırız; başaramayacağımıza inanıyorsak başaramayız. İşte bu, iradenin kabulüyle olur. İrade kabul ederse menba harekete geçer.
Mesela ilk iradenin temelleri çocuklukta atılır. Üç aydan on iki aya kadar bebeklerin büyüme, hissetme ve gelişim süreci başlar; tutma ve yakalama hareketleriyle birlikte yetenekler ortaya çıkar. Yeni bireyler yetişir. Yetişen bireylerin hedef doğrultusunda azimli olması, o bireye risk almayı öğretir. Eğer başarılı olmak istiyorsak risk almak zorundayız. Ve bu riskleri alırken bir hedefe bağlı kaldığımızı unutmamalıyız.
İmkânsızlıklara rağmen mücadele ederek başarıya ulaşmış birçok isim vardır. Biz o isimlere baktığımızda onlar gibi olmak isteriz. Fakat en büyük hatamız, başaracağımızı söyleyip eyleme geçmemektir. Asıl mesele eyleme geçmektir.
Jack Ma’nın hikâyesi, Walt Disney’in kovulmasına rağmen vazgeçmemesi, Peter Dinklage’ın dışlanmasına rağmen direnişi, Muhammed Ali’nin hastalığına rağmen kazandığı zaferler… Bunların hepsi bir şeyi gösterir: Başarı, iradenin sürekliliğidir.
Fakat bütün bu örneklerin ötesinde asıl mesele şudur:
Rüzgâr bana gelirken ben geri dönüyor muyum?
Yoksa rüzgâra doğru bir adım daha mı atıyorum?
İşte bu soruyu kendime sorduğumda yolculuğum başlıyor.
Çünkü ben iradenin, tıpkı acı gibi, insanı güçlendirdiğine inanıyorum.
Yenilgiye kapıldığımda yürüyorum.
Rüzgâr yüzüme çarpıyor.
Bir adım daha atıyorum.
Yürürken zihnimi kovalıyorum.
“Zihin kovalanır mı?” diyeceksiniz.
Evet, kovalanır.
Çünkü insan düşüncesini yakalamazsa, düşüncesi onu esir alır.
İşte burada önemli bir husus vardır:
İnsan ve hayvan arasındaki fark nedir?
İnsanı hayvandan ayıran şey aklıdır.
Hayvan içgüdüsüyle yaşar.
İnsan ise düşünerek ve yazarak kendini inşa eder.
Hayvan yazı yazamaz.
İnsan yazar.
Yazmak, insanın kendi iç dünyasını düzene koyma cesaretidir.
Yazmak, iradenin düşünceye şekil vermesidir.
Yazmak, insanın kendi iç devrimini kayda geçirmesidir.
Ben rüzgâra yürürken aslında kendi içimi terbiye ediyorum.
Her adım bir karardır.
Her karar bir iradedir.
Ve her irade, insanın kendi içinde başlattığı bir devrimdir.
Kavgam kimseyle değil.
Kavgam kendimle.
Gazeteci Yazar
Ayşenur Toksöz