|
Tweet | Tarih: 04-03-2025 22:28 |
Ramazan oruç ayında oruç tutmanın farz kılınmasının ardından, hicrî 2. yılda Medine’de belirginleşmiştir. Ramazan ismi, kökeni itibariyle رمض kelimesinden türemiştir. Kalbin sıcaklığı, yakıcı sıcak, ağır sıcak, samimiyet anlamına gelir. Oruç tutanların sıcak günde yemek ve içmekten uzak kalarak bedenlerini arındırması, Arapların dilinde günahları yakıp temizlemek olarak da ifade edilir. Bizler Müslümanlar olarak bu oruç ibadetini, sadece fiziksel bir eylem olarak değil, manevi değerleriyle birlikte yaşamalıyız.
Bu ay, bizlere sorumlulukları, şükürle yoğrulmuş sabrı ve ince bir kulluk bilincini hatırlatır. Allah’a yaklaşmanın hem ruhsal hem de bedensel bir arınmayı gerektirdiğini gösteren mübarek bir aydır. Oruç, sadece yemek yemekten ve içmekten uzak durmak değil; aynı zamanda gözümüzü, dilimizi ve düşüncelerimizi de kontrol etmektir. Bu dönemde, toplumsal olarak kültürel bağlarımız güçlenirken, bireysel anlamda da kendimize bir format atma fırsatı buluruz.
Tıpkı ikinci kitabımda yazdığım gibi, irade insanın isteklerinden uzak durabilmesi ve rahatlıkla elde edebileceği şeylere "dur" diyebilmesidir. Aslında Ramazan ayı, her birimiz için irademizi güçlendirme, iç dünyamızı yenileme ve ruhumuzu tazeleme ayıdır. Oruç, sadece midemizi boş bırakmakla kalmaz; zihnimizi ve kalbimizi de yeniden şekillendirir. Ramazan ayı, bir nevi "kendimize dönme" zamanıdır. İnsan, her gün binlerce uyarana ve isteğe maruz kalır; açlık, susuzluk ve belki de sabırsızlık hisseder. Ama işte tam da burada irade devreye girer. İradenin bir diğer adı da yardımlaşmadır.
-
Eski taş sokaklarında iftar telaşı yaşanan bir mahallede, herkes sofralarını hazırlıyordu. Çocuklar caminin avlusunda koşuşturuyor, fırından yeni çıkmış pidelerin kokusu her yere yayılıyordu. Mahallenin en yaşlısı olan Mustafa Dede ise evinin önündeki küçük taburede oturmuş, elindeki tespihi çekerek etrafı izliyordu.
Tam o sırada, sokağın başında eski ve yıpranmış kıyafetler giymiş bir adam belirdi. Yüzü yorgun, bakışları ise mahcup görünüyordu. Mahalleli birbirine baktı. Kimse onu tanımıyordu. Yabancıydı...
Mustafa Dede, adamın halini fark etti ve hafifçe gülümsedi. Yerinden kalkarak ona doğru yürüdü:
— Evlat, oruç musun?
Adam başını salladı.
— Evet, ama iftar edecek bir yerim yok…
Mustafa Dede, adamın elinden tuttu:
— O zaman buyur, bizim misafirimizsin.
Mahalleli şaşkındı ancak Mustafa Dede’nin kimseyi geri çevirmediğini bildiklerinden ses etmediler. Adamı evine buyur etti, sofraya oturttu. Ezan okununca herkes orucunu açtı. Misafir, uzun zamandır böyle sıcak bir sofraya oturmadığını hissetti. Mustafa Dede, ona sadece yemek sunmamış, aynı zamanda yüreğini de açmıştı.
İftar bitince adam gözleri dolu dolu,
— Ben bir yolcuyum, uzun zamandır böyle bir merhamet görmedim. Allah razı olsun, dedi.
Gece ilerledikçe adam vedalaşıp ayrıldı. Ertesi gün mahallede kimse onu görmedi. Haftalar geçti ama misafir bir daha hiç gelmedi.
Ramazan’ın son günlerinde, Mustafa Dede bir rüya gördü. Rüyasında, bembeyaz giysili bir adam ona gülümsüyor ve şöyle diyordu:
— Ben sıradan bir yolcu değilim. Allah, oruçlarını samimiyetle açanları sınamak için beni gönderdi. Sen gönlünü açtın, Allah da sana rahmetini açsın.
Allah, yüreği güzel insanlara rast getirsin.
Selam ve dua ile,
Ayşenur TOKSÖZ