|
Tweet |
Bazı günler vardır; takvimde yazdığı için değil, insanda bıraktığı iz için hatırlanır.
İşte 14 Şubat tam böyle bir gün.
Bugün çoğu zaman kırmızı vitrinlerle, dolu restoranlarla, paketlenmiş hediyelerle anılıyor. Oysa çıkış noktası bir kampanya fikri değil, bir cesaret hikâyesidir. Roma’da sevmenin yasaklandığı bir çağda insanları gizlice evlendiren bir rahibin adını taşır. Sevgi, daha en başında bir itaat değil; bir direnişti.
Zaman geçti. Günler sembole dönüştü, semboller ticaretin diline karıştı. Sevgi yavaş yavaş ölçülebilir bir şeye benzetildi.
Oysa sevgi, ölçülmez.
İnsan neden özel günlere ihtiyaç duyar?
Çünkü insan unutkandır. Gündelik hayatın telaşı içinde en kıymetli olanı bile erteleyebilir. Hayat hızlandıkça insan kendini bile geride bırakabiliyor. Oysa bazen yapılması gereken tek şey durmaktır. Çünkü nefes almak bir durmaktır. Kendine dönmek, fark etmek, yeniden hissetmek… Hepsi bir nefes mesafesindedir.
Belki de özel günler bunun için vardır; durmayı ve kıymeti yeniden hatırlatmak için.
Elbette mesele bir günü sahiplenmek değil. Sorun, sevginin bir takvime sıkıştırılmasında başlar. Gösteriye dönüştüğünde, tüketime indirildiğinde, anlamı daralır. İşte o zaman özünden uzaklaşır.
Peki aşk nedir?
Yalnızca başlangıç heyecanı mı?
Bir akşam yemeğine sığan sözler mi?
Geçici bir coşkunun adı mı?
Benim için aşk, insanın hayatını genişleten şeydir.
Bazen kalpte ansızın uçuşan kelebeklerdir.
Bir mesajla sebepsizce gülümsemektir.
Birini görünce içinin hafiflemesidir.
Evet, aşk biraz çocuksudur.
Hesap yapmaz.
Plan kurmaz.
Kalbin ritmini değiştirir.
Ama aşk sadece heyecan değildir.
Asıl sınav, o heyecan dinginliğe dönüştüğünde başlar. Kalabilmekte… Emek vermekte… Birlikte büyüyebilmekte…
Aşk biraz yoldur. İnişi vardır, çıkışı vardır. Bazen yavaşlar, bazen hızlanır. Ama değeri, o yolu birlikte yürüyebilmekte saklıdır.
Kaçmadan kalabilmek…
Görmezden gelmeden konuşabilmek…
Yorulsa da vazgeçmemek…
Kürk Mantolu Madonna’daki Raif Efendi gibi sevgiyi sessizlikte taşıyanlar vardır.
Selvi Boylum Al Yazmalım’ın söylediği gibi; sevgi yalnızca yürek değil, emektir.
Bu yüzden sevgi bir güne sığmaz.
Sabır zaman ister.
Emek süre ister.
Bağlılık, her gün yeniden seçilmeyi gerektirir.
Bir şehir düşünün… Akşamüstü ışıkları yanıyor, masalar dolu, hediyeler hazırlanmış. Ama bir köşede tek başına oturan biri var. Elinde çiçek yok; avuçlarında yalnızca bir hatıra. Ve bazen bir hatıra, bütün bir ömre bedel olur. Çünkü sevgi, yanınızda olmasa da içinizde kalmayı bilir.
Bugün çiçek alan da, mektup yazan da, sessiz kalan da aynı yerden beslenir: insanın insana duyduğu o eski, kırılgan ve vazgeçilmez ihtiyaçtan.
Sevilmek.
Anlaşılmak.
Görülmek.
Birinin zihninde yer edinmek.
Bir insanın değeri, hatırlandığı gün sayısıyla değil; unutulmadığı zamanın derinliğiyle ölçülür.
Ve sevgi, eğer gerçekse, bir günü değil; bir ömrü seçer.