|
Tweet |
Cumhuriyet Halk Partisi yıllardır kendisini “halkın partisi” olarak tanımlıyor. Ancak ironik bir şekilde CHP, halktan çok elit kesimin partisi olarak algılanıyor. Ne zaman toplumda bir umut dalgası oluşturacak gibi olsa, içinden çıkan isimler rüşvet, yolsuzluk ve çıkar ilişkileriyle gündeme geliyor. Daha da vahimi, bu suçlamaları yapan da, suçlanan da CHP’li oluyor. Kısır bir döngü adeta: Parti, kendi iç hesaplaşmalarının arenasına dönüşüyor.
Konforlu Muhalefet Sendromu
CHP’nin temel açmazı, iktidar sorumluluğunu üstlenmeye hazır bir kadroya sahip olmaması. Görünen o ki CHP, “konforlu muhalefet” halinde kalmayı tercih ediyor. Muhalefette olmak, hem sistemin içinde kalmayı hem de sorumluluk almadan eleştirme hakkını sağlıyor. İktidara gelmesi halinde yapısal sorunları çözmek yerine, “elini yüzüne bulaştıracağı” korkusu bizzat parti tabanında bile dillendiriliyor.
Kadro ve Bilgi Birikimi Sorunu
Bir ülkeyi yönetmek, sadece seçim kazanmakla olmaz; güçlü, donanımlı ve liyakatli kadrolar ister. CHP’nin en büyük handikapı işte burada ortaya çıkıyor. Parti, yıllardır kendi kadrosunu yetiştirmek yerine “devşirme” siyasilerle yol alıyor. Dün başka bir partinin ön saflarında olan kişiler, bugün CHP’nin vitrinine konuluyor. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı yapılmasının tartışılması, Ankara ve İstanbul belediye başkanlarının siyasi köken itibariyle devşirme olmaları, bu çarpıcı örnekler arasında.
Toplumsal Algı ve Çapsızlık
Sosyolojik açıdan bakıldığında CHP, toplumun geniş kesimlerinin güvenini kazanacak “yerli ve samimi” bir duruş sergileyemiyor. Çünkü kadroları halkın bağrından çıkmıyor; aksine, masa başında belirlenen, konjonktürel ittifaklarla öne sürülen isimlerle halkın karşısına çıkılıyor. Bu durum da partiyi bir türlü “halkın gerçek umudu” haline getirmiyor.
Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan tablo, CHP’nin siyaset sahnesindeki kadro yetersizliğini açıkça gözler önüne serdi. Parti, kendi içinden çıkan nitelikli, güçlü, halkla bütünleşmiş liderleri üretemediği için, günü kurtaracak geçici çözümlere yöneldi.
Velhasıl
CHP’nin asıl açmazı, “elit bir muhalefet partisi” görüntüsünden çıkıp, gerçekten “halkın partisi” haline gelememesinde yatıyor. Bunun temelinde de iki büyük sorun var:
1.Kadro yetersizliği – Liyakatli, bilgili, halkın içinden çıkan kadrolar yerine devşirme isimler.
2.Konforlu muhalefet alışkanlığı – İktidara gelmek yerine muhalefette kalmayı daha güvenli bulmak.
Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, hem iktidara hem muhalefete güven verecek güçlü, şeffaf ve ahlaklı bir siyasettir. CHP bu dönüşümü gerçekleştiremediği sürece, “halkın partisi” olma iddiası kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.
Vesselam