|
Tweet |
Christopher Nolan’ın filmini seçme amacım, iç içe birleşmiş olan ve birçok anlatıda sürükleyici izlenimiyle fikirleri çatıştıran, felsefi temaların ele alınmasından dolayıdır. Çok katmanlı olan bu gerçeklik, özellikle zaman kavramının ele alınması, bana farklı bakış açıları sunabiliyor. Zaman zaman belirsizlikleri olan ve temaları soyut boyutlarla ele alan Christopher Nolan, benim dünyamda bambaşka kapılar açıyor. Bu arayışlar, insanın varoluşunu, kimliğini ve gerçeklik algısını sorgulayan felsefi temalarla dolu olmasına bağlıdır. İzleyiciyi düşünmeye iten bu arayış, birçok belirsizliği ele alırken, Interstellar yapılı filmlerde evrenin sevgi ve derinliklerini ele almasına bağlıdır. Ya da Nietzsche'nin ebedi dönüş fikri, Nolan’ın zamanın döngüsel ya da yeniden yazılabilir olduğu anlatısına yansır.
Kant, 1804’te insan zihninin birer kategori olduğunu söyler; o halde zamanın karmaşıklığı ve arayışı anlamlandırılabilir. Daha farklı bağlantılarla olan bu anlatımlar soyut bir şekilde ifade edilir. Belki 2020’de olan Tenet nasıl bilim kurgu ve takıntılarla insan doğasındaki zayıflıkları anlatır? Bunlar, duygusal ve psikolojik açıdan insanı etkileyen düşünce üzerine eylemi ve varlığı anlatan metinlerdir. Esasında bize zamanın göreceli olduğunu sunmuyor da değil. Albert Einstein'in dediği gibi, Interstellar filminde büyük düşünceleri barındıran gerçeklik, hafıza, entelektüel bir tavır sergiler. Sergilenen bu tavır, zihinlerde ve insanların algısında birçok pencere açabilir. Benim bu temalarda Christopher Nolan’ı seçmemin sebebi ise kendimi onlara, yani bireylerin hayatlarına benzettiğim içindir. Çünkü bu filmlerin temeli varlığa, deneyselliğe ve en önemlisi insanı düşünmeye sevk etmektedir. Bizim burada aradığımız belki birçok özgürlüğü ya da özgürlüğünü arayan ruhları çağrıştırıyor olmalı. İnsanlar, kendilerini bir filozofa ya da kendisini zamanın içerisine sıkıştırmayan, o zaman döngüsünde sonsuzluğu arayan gözlemci ve düşünsel zeminleri ayırmaksızın toplumla iç içe olmak ya da Jean-Paul Sartre gibi varlığını aramaktır.
Birçok deneysel çalışmayı ele alan kavramları gösteren, izleyicinin kafasında farklı bakış açıları sunan ve düşünme fırsatı veren genellikle özgürlüğün içine kişilerin alınmasıdır. Bu filmin seçilmesinin temel amacı ve incelemesi, kişinin kendini araması, bulması ve hiçbir şeyin bireyler için uzak olmayışıdır.
CHRISTOPHER NOLAN OTOBİYOGRAFİSİ
Christopher Nolan'ın sinematografisini deneysel, sürükleyici ve otobiyografik bağlamda şöyle anlatabiliriz: 1970 yılında doğan Nolan’ın film kamera çekim tekniğine ilgisi çocukluk yıllarında düşünerek ve zaman zaman kavramını algılayarak başlamıştır. 1998’de kısa metrajlı bütçeli filmler çekerek dikkatleri üzerine çeken Christopher Nolan’ın 36 Oscarı ve 10 ödülü vardır. İngiliz dili edebiyatı okuyan ve yapıtlara özellikle Yıldız Savaşları gibi, Star Wars, Lucas, kurgu ve fantastik hikayeleri bir araya almıştır. Varlığı zamanın içine alan ve filmlerinde daha çok deneyselliği, stop-motion temalarını bağlamsal olarak anlatır. Inception (2010), daha çok rüyalar ile gerçeklikler arasında zamanın algısını farklı olarak değiştirir. Kant’ın fikirleri zamanın, bilincin, saf aklın haliyle anlatılması 1784’te "Ben kimim?" sorusunu sorması ya da Descartes’ın "Cogito ergo sum" (Düşünüyorum, öyleyse varım) demesi zamanın algısal ve biçimsel olarak gerçekliği sorgulaması ile olmuştur.
Saf akıl ve bilinç kavramını, insanın çatışması ve içsel savaşları, kimliği, hafızayı, zaman ve gerçekliği illüzyon olarak zamanın soyut anlamlarda uzay zaman eğrileri üzerinden anlatır. Nolan’ın filmlerinde sistematik olarak temel bir soru vardır: Zamanın doğası nasıl algılanır? Eylemlerin özgür olduğu üzerinde durur. Inception filminde, felsefi bağlamda metin tabanlı zaman ve mekan kavramında The Prestige ve Kant’ın numen-fenomen kavramını, şeylerin algılanışını anlatır. Daha çok özgür müyüz? Özgürlüğün dışsal faktör zaman, mekan algısı ve filmlerin deneysel olarak Christopher Nolan’ı ele alması ve belki de filmlerinin hepsinin her karakteri farklı bireyler olarak kişileri düşünmeye özgürleştirmeye iter. Gerçeklik nedir? Düşüncelerimiz, zamanımız bizi yönlendiren gizli güç müdür? Yoksa gizliliği biz kendimiz mi gizliyoruz? Dunkirk (2017), yoğun ve sürükleyici savaş filmlerinde daha çok yaratıcılığı olan, karada, denizde ve havada geçen olayları algılatır. Nolan’ın zaman algısı, deneysel bağlamda gerçekliği zihnimizde kavratır.
Kontrol ve zamanın algısallığı, sürükleyici sinematografisiyle anlatan senarist, varlığı sonsuz döngüselliği ile ele alır. Kendini sorgulaması gerektiğini tıpkı 1962’de bulunan La Jetée gibi, hayal kavramıyla ele aldığı, hayal ettiğimiz şeylerin var olabileceğini karakteriyle simgeler.
Christopher Nolan’ın filmlerinde anlattığı yapıların çoğu karmaşık ve kişiyi serbest alandan düşündüren, zaman bunu özgürlük anlayışıyla ele alan Kant'ta konuşabiliriz. Çünkü burada epistemoloji, tıpkı filmlerde bulunan hafıza, kimlik, kişilik, akıl, evrensellik, özgürlüğü ele alır. Kategorik imperatif bu yasalar, insanın seçimlerinde özgür olmasını ve ahlaki olarak doğru olanı yapmayı gerektirir. Yani kişinin kendi iradesiyle yapması, bunun da kişinin kendi sorumluluğunda olmasıdır. Bunların bir bütün halinde ele alınması, özgürlük anlayışının akış ile doğruyu tespit etmesine yapmasına bağlıdır. Nolan’ın filmlerinde genellikle içsel çatışmaların hakim olmasıdır. Örneğin Memento'daki Leonard’ın unutkanlıkla başa çıkması, The Dark Knight’ta Batman’in doğruları anlatma ve yapma sorumluluğu, kişilerin daha çok akıl ve sinematografisini belirler.
Ayşenur TOKSÖZ