|
Tweet |
İnsanın temel ihtiyaçlarından biri bağ kurmaktır; fakat en büyük yanılgılarından bazıları da bağlandığı yerde ortaya çıkar. Çünkü insan yalnız sevilmek istemez. Görülmek, anlaşılmak, önemsenmek ve başka birinin dünyasında anlamlı bir yere sahip olduğunu hissetmek ister. Sevgi bu nedenle hayatın romantik süslerinden biri değil, sosyal varoluşumuzun temel ihtiyaçlarındandır.
Güven veren ilişkiler yalnızlığı azaltmanın ötesinde, duygularımızı düzenlememize, güçlükler karşısında toparlanmamıza ve hayata daha sağlam katılmamıza katkıda bulunabilir. Sağlıklı yakınlık insanı dünyadan uzaklaştıran bir sığınak değil, dünyaya açılmasını kolaylaştıran güvenli bir dayanak olabilir.
Bu ihtiyacın izleri hayatın erken dönemlerinde görülür. John Bowlby’nin bağlanma kuramı, bakım verenlerle yaşanan deneyimlerin kişinin zamanla kendisi ve başkaları hakkında bazı “içsel çalışma modelleri” geliştirmesine katkıda bulunabileceğini öne sürer. Çocuk bunu kavramlarla düşünmez; fakat tekrar eden yaşantılar iki temel beklentiyi etkileyebilir: “İhtiyacım olduğunda insanlar ulaşılabilir mi?” ve “Ben ilgi görmeye değer miyim?”
Yetişkin ilişkilerini yalnız çocuklukla açıklamak ise indirgemecilik olur. Mizaç, kişilik özellikleri, sonraki öğrenmeler, hayat tecrübeleri ve mevcut ruhsal durum da yakınlığı nasıl yaşadığımızı biçimlendirir. İnsan yalnız meydana gelen olaya değil, ona yüklediği anlama da tepki verir.
Sevdiği kişiden üç saat haber alamayan biri “Muhtemelen meşguldür” diyerek hayatına devam edebilir. Bir başkası aynı sessizliği “Benden uzaklaşıyor” şeklinde yorumlayıp telefonunu tekrar tekrar kontrol edebilir. Kabaca olayın yorumu duyguyu, duygu da davranışı etkiler; fakat bu süreç tek yönlü değildir. Geçmiş deneyimlerimiz, bedenimiz ve davranışlarımız da birbirini karşılıklı olarak biçimlendirir.
Kaygı yükseldiğinde mesajları yeniden okumak, çevrim içi durumunu izlemek veya sürekli güvence istemek kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Belirsizlik geri döndüğünde aynı davranış tekrarlanır ve kişi kaygısını azaltmaya çalışırken farkında olmadan onu sürdüren bir döngü kurabilir.
Her huzursuzluk geçmişimizin ürünü değildir. Bazen kaygı, gerçekten tutarsız, belirsiz veya güven zedeleyici davranan biri karşısında verilen anlaşılır bir tepkidir. Psikolojik olgunluk her sorunun kaynağını kendimizde aramak değil; kendi hassasiyetimiz ile dışarıdaki gerçekliği birbirinden ayırabilmektir.
Neden bazen bize iyi davranan kişiden çok, bizde en yoğun duyguyu uyandıran kişiye bağlanırız?
Çünkü duygunun şiddeti, ilişkinin niteliğini göstermez. İnsan bazen sürekli elde ettiğinden çok, ne zaman elde edeceğini bilmediği karşılığa zihinsel yatırım yapabilir. Belirsizlik kapanmadıkça zihin meseleyi tekrar tekrar çözmeye çalışır. Bu yüzden birini sürekli düşünmek, ondan kopamamak veya yokluğunda yoğun acı yaşamak yalnız sevgiyle açıklanamaz; terk edilme korkusu, reddedilme hassasiyeti, alışkanlık ve onay ihtiyacı da aynı yaşantıya karışabilir.
Sevmekle bağlanmak bu nedenle aynı değildir.
İnsan birini sevebilir fakat onunla sürdürülebilir bir beraberlik kuramayabilir. Özleyebilir ama geri dönmemeyi seçebilir. Çünkü ayrılıkta yalnız kişiyi değil; onun yanındaki halimizi, gündelik düzenimizi ve beraber tasarladığımız geleceği de yitirebiliriz.
İnsan bazen birini değil, onunla birlikte kendisi hakkında kurduğu hikayeyi kaybettiği için acı çeker.
“Onu mu istiyorum, yoksa onun beni istemesine mi ihtiyaç duyuyorum?”
Reddedilmek incitir. Fakat “Beni seçmedi” gerçeğini “Demek ki değersizim” hükmüne dönüştürdüğümüzde karşımızdaki kişiye benlik değerimizi doğrulama görevi veririz. Hiçbir sevgili, eş veya dost bu yükü sürekli taşıyamaz.
Olgun sevginin önemli göstergelerinden biri, karşımızdakini ihtiyaçlarımızı karşılamakla görevli biri olarak değil, bizden bağımsız bir özne olarak görebilmektir. Onun iyiliğini önemsemek, ilişkiye emek ve sorumluluk taşımak kadar sınırlarını, tercihlerini ve gerektiğinde “hayır” deme hakkını da tanımaktır. Yakınlık ile özerklik birbirinin karşıtı değildir.
“Seni seviyorum” duygumu anlatır; “Benimle olmalısın” ise senin iraden üzerinde bana hak vermez.
Mesele yalnız bireysel psikoloji de değildir. İnsanın dikkat çekici çelişkilerinden biri, kendi seçeneklerinin açık kalmasını özgürlük sayarken karşısındaki kişiden kesin bağlılık beklemesidir. Böylece yakınlık arzusu ile özerklik talebi aynı ilişkinin içinde gerilim üretebilir.
Oysa beraberlik yalnız güçlü hislerle sürdürülemez. Karşılıklılık, güven, saygı, rıza, uyum, emek ve sorumluluk da gerekir. Bazı ilişkiler onarılır; bazılarıysa sevgi tamamen bitmeden sona erer.
Ruhsal olgunluk kimseye ihtiyaç duymamak değildir. İnsan sevebilir, bağlanabilir, kaybedebilir ve yas tutabilir. Özerklik, bütün bunlardan kaçınmak değil; bir başkasına yaklaşırken kendi benliğini kaybetmemektir.
Olgun sevgi yalnız kaybettiğimizde dağılmamayı değil, birlikteyken birbirimizin gelişebileceği güvenli bir alan kurabilmeyi de gerektirir.
Kalbimizin sevgiye ihtiyacı var.
Fakat kalbimizin her ısrarını sevgi sanmamak için akla; kendi değerimizi başkasının seçimine teslim etmemek için özsaygıya; sevdiğimiz insanı kendimize ait zannetmemek için de vicdana ihtiyacımız var.