|
Tweet |
Kur’an, dini yalnızca bir inanç beyanı olarak tanımlamaz. Din, Allah’a inanmakla başlayıp Allah’ın hükmüne teslimiyetle tamamlanan bir bütündür. Bu yüzden Kur’an’da iman, soyut bir kabul değil; hayatı düzenleyen bir bağlanma biçimi olarak ele alınır.
Kur’an’ın temel iddiası nettir:
Allah, yalnızca varlığı kabul edilen bir Tanrı değil; hüküm koyan, ölçü belirleyen ve hayatı yönlendiren Rab’dir. Bu nedenle iman, “Allah vardır” demekle sınırlı değildir. Asıl mesele, “Allah’ın belirlediği sınırlar hayatımda geçerli mi?” sorusudur.
Beşerî ideolojiler tam da bu noktada Kur’an’la ayrışır.
İdeolojiler der ki:
— Allah’a inanabilirsin.
Ama Kur’an der ki:
— Allah’a inanıyorsan, O’nun hükmünü de esas almalısın.
Kur’an’a göre din, vicdana hapsedilemez. Çünkü Allah:
-Hayatın sadece ahiret boyutuna değil,
-Dünya düzenine de müdahildir.
Ahlak, hukuk, ticaret, siyaset ve toplumsal ilişkiler bu bütünün parçasıdır.
Beşerî ideolojiler ise dini özel alanla sınırlar. İnanç bireyseldir; ama düzen kamusaldır derler. Böylece Allah’ın yetkisi göğe çıkarılır, beşerin yetkisi yeryüzünde mutlaklaştırılır. Kur’an’ın reddettiği tam da budur.
Kur’an, bu durumu “şirk” kavramıyla açıklar. Şirk, sadece putlara tapmak değildir. Hüküm koyma yetkisinin Allah’tan alınarak başka otoritelere verilmesi de şirktir. Put bazen taştan olur, bazen ideolojiden.
Kur’an’a göre:
-Hüküm yalnızca Allah’a aittir.
-İnsan, hükmün kaynağı değil; muhatabıdır.
-Beşer aklı değerlidir ama mutlak değildir.
Oysa modern ideolojiler aklı, devleti, piyasayı ya da çoğunluğu nihai otorite haline getirir. Böylece Allah’ın “Rab” oluşu kabul edilir ama “Hakim” oluşu devre dışı bırakılır.
Kur’an’ın itirazı tam da buradadır:
Allah’ı sevilen, inanılan ama emirlerine karışılmayan bir varlığa indirgemek.
Bu nedenle Kur’an, iman ile hayat arasında sürekli bağ kurar. İnanan kişiden sadece kalbini değil; tercihlerini, yönelişini ve düzenini de teslim alır. Çünkü Kur’an’a göre din, sadece “neye inandığın” değil, kime göre yaşadığındır.
Bugün kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Allah’a inanıyoruz ama hayatımızı kim düzenliyor?
Kur’an mı, yoksa ideolojiler mi?
Eğer Allah’a inanıp, ölçüyü başka yerden alıyorsak;
Eğer “iman” var ama “hüküm” yoksa;
Kur’an’a göre burada bir iman eksikliği değil, bir yetki krizi vardır.
Belki de asıl yüzleşmemiz gereken soru şudur:
Biz Allah’ı inkâr mı ediyoruz,
yoksa Allah’ın hayata karışma hakkını mı inkâr ediyoruz?
Kur’an, bu soruyu cevapsız bırakmaz.
Ama cevap, düşünmeye cesaret edenler içindir.