|
Tweet |
Türkiye’de şirketlerin en temel, en kronik ve en derin problemi üretim kapasitesi değil; işletme sermayesi yetersizliğidir. Fabrikalar kuruluyor, makineler alınıyor, üretim hatları çalıştırılıyor… Fakat o büyük yatırımın finansmanı tamamlandığında artık dönen sermaye için “nefes” kalmıyor. Nakit bittiği anda şirketler bankalara koşuyor; banka faizleri üretim maliyetine, maliyetler fiyatlara, fiyatlar da enflasyona yük oluyor. Böylece kısır döngü kendi kendini besliyor.
Aslında ortada dev bir strateji hatası var: Yatırım planları yapılırken sürekli “fabrika” düşünülüyor ama fabrikanın yaşayacağı “hayat” hesaba katılmıyor. Oysa işletme sermayesi, bir fabrikanın kalp atışlarıdır. Kalbi olmayan bir bedene kas takmanın bir anlamı yoktur.
***
YANLIŞ TEDAVİ: KREDİYLE DÖNEN EKONOMİ
Türkiye’de işletmelerin önemli bir kısmı yatırımı özkaynakla, işletmeyi ise krediyle yürütmeye çalışıyor. Bu, bir şirketin kan dolaşımını dışarıdan alınan serumla sağlamaya benzer. O serum kesildiğinde ya da pahalılaştığında işletme felç olur.
Kredi maliyetleri arttıkça üretici fiyatlarına bunu yansıtıyor. Her fiyat artışı enflasyona, enflasyon da yeni kredi ihtiyacına yol açıyor. Böylece ekonominin nabzı, bankaların faiz tablolarına bağımlı hale geliyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo şudur:
-Üreten yorulur,
-Tüketen daralır,
-Devlet vergi toplamakta zorlanır,
-Enflasyon ise toplumun tüm kesimlerini sessizce cezalandırır.
***
GÖRÜNMEYEN DEV PROBLEM: YASTIK ALTI PARANIN EKONOMİYİ BOĞMASI
Türkiye’de bireylerin elinde bulunan yastık altı para, sistem dışı saklı servet, aslında ekonominin en sessiz “finansal kaçağı”dır. Para, ekonominin kanıdır. O kan dolaşmazsa organlar beslenemez. Yastık altında bekleyen her lira:
-İşletmenin sermayesinden çalar,
-Ülke büyümesinden çalar,
-Finansmanın maliyetini artırır,
-Sonuçta sahibine de kaybettirir.
Çünkü ekonomi yavaşladıkça, enflasyon yükseldikçe o paranın alım gücü de erir. Yani yastık altına saklayan, sadece ülkeye değil kendi geleceğine de zarar verir.
***
ASIL ÇÖZÜM: SERMAYENİN SEFERBERLİĞİ
İşletme sermayesi sorununu çözmeden enflasyonu kontrol altına almak mümkün değildir. Bunun için üç güçlü adım gerekiyor:
1. Yastık Altı Sermayeyi Ekonomiye Kazandırmak
Bu yapılırken tehdit değil, güven esas olmalı. İnsanlar kazandığını sisteme güven duyarsa getirir.
-Vergi avantajları,
-Yeni yatırım fonları,
-Reel sektör destekli güvenli tasarruf modelleri,
-Dijital altın/para enstrümanları,
Türkiye için bir “sermaye seferberliği” mümkündür.
2. Banka Dışı Kurumsal Finansman Modelleri
Türkiye’de sermaye piyasaları zayıf, finansman tek kanallı. Bu zinciri kırmak şart:
-Tedarik zinciri finansmanı,
-Kurumsal tahvil piyasaları,
-Kitle fonlama ve girişim sermayesi kanalları,
-Devlet destekli işletme sermayesi havuzları
işletmelerin kredi bağımlılığını azaltır.
3. Yatırım-İşletme Ayrımının Eğitimini Yapmak
Türkiye’de yatırımcı zihniyeti genelde şu şekilde kurulur:
“Fabrikayı kuralım, gerisi gelir.”
Hayır gelmez.
Fabrikayı kurmak bir başlangıçtır; işletme sermayesini planlamak ise bir hayatta kalma stratejisidir. Devlet politikalarında, banka kredilerinde, teşvik modellerinde ve danışmanlık hizmetlerinde bu farkındalık yerleşmeden tablo değişmez.
***
TEŞHİS DOĞRU KONURSA TEDAVİ DE DOĞRU OLUR
Bir hastalığı tedavi etmenin ilk şartı doğru teşhistir. Bugün Türkiye ekonomisinin gerçek sorunu; üretimin pahalı olması, girdilerin artması veya dövizin yükselmesi değil. Tüm bunların kökünde işletme sermayesi yetersizliği yatıyor.
Yanlış tedavi, hastayı yatağa bağımlı kılar. Bugün firmaların bankalara bağımlı hale gelmesi tam da budur.
Doğru tedavi ise sermayeyi doğru kanallara yönlendirmek, işletmeleri nefes alır hale getirmek ve halkın güvenini yeniden kazanmaktır.
Türkiye bunu başaracak potansiyele sahip. Sermaye var, bilgi var, girişimci ruh var. Eksik olan şey doğru yönlendirme ve güven iklimidir.
Bu iklim sağlandığında, hem şirketler hem ekonomi hem de geleceğimiz derin bir nefes alacaktır.