|
Tweet |
Dün Washington’da gerçekleşen ve dünya basınında yankı uyandıran görüşme, yalnızca iki liderin el sıkışması değildi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı Donald Trump arasında yapılan bu buluşma, uzun süredir sessiz kalan bir coğrafyanın yeniden konuşulmaya başladığının sembolüydü.
The Guardian’ın haberine göre, Trump görüşmeyi “Suriye için yeni bir fırsat penceresi” olarak nitelendirdi. Bu ifade, sadece diplomatik nezaketin ötesinde, Washington’un Suriye’ye yönelik politikasında belirgin bir yumuşamanın işareti olarak görülüyor.
Ahmed Şara’nın siyasete adım attığı günden bu yana izlediği yol, birçok gözlemci tarafından “yıkıntılar arasından yükselen yeni bir ulusal kimlik arayışı” olarak tanımlanıyor. Savaşın harap ettiği şehirler, göç yollarında kaybolan nesiller ve yıllarca süren dış müdahaleler… Suriye, yalnızca yeniden inşa edilmesi gereken bir ülke değil; yeniden tanımlanması gereken bir devletti.
İşte bu noktada, Trump’la gerçekleşen görüşme, Suriye’nin uluslararası sisteme yeniden entegre olma çabasının somut bir adımı olarak öne çıkıyor. Görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada “insani yardımların artırılacağı, güvenlik alanında ortak koordinasyon kurulacağı” belirtilirken, Ahmed Şara da “Suriye’nin artık yalnızca bir savaş sahası değil, barışın ve üretimin merkezi olacağını” vurguladı.
Bu temasın yankısı yalnızca diplomasi salonlarında değil, Suriye’nin kuzeyinden güneyine kadar tüm bölgelerde hissediliyor. Kuzeyde Kürt bölgeleriyle ilgili yeni bir diyalog süreci öngörülürken, güneyde güvenlik koridorlarının yeniden düzenlenmesi planlanıyor. Ahmed Şara’nın bu konudaki yaklaşımı, güçle değil uzlaşıyla çözüm üretmek yönünde. Trump yönetiminin bu çizgiye yakın durması, özellikle yaptırımların kısmen hafifletilmesi ve ekonomik yardım programlarının gündeme alınması açısından dikkat çekici. Analistler, bu adımın yalnızca Suriye ekonomisini değil, bölgesel ticaret yollarını da canlandırabileceğini belirtiyor.
Ahmed Şara’nın diplomasi anlayışı, klasik Ortadoğu liderlerinden farklı bir tını taşıyor. Konuşmalarında sık sık “devletin onuruyla birlikte insanın onurunu da savunmak gerekir” ifadesini kullanıyor. Bu söylem, Suriye’nin yeni dönemdeki dış politikasının temelini oluşturacak gibi görünüyor. Trump’la yaptığı görüşmede de benzer bir vurgu yaptı: “Suriye’nin yeniden ayağa kalkması, sadece bizim değil, bölgenin huzuru için gereklidir.”
Bu yaklaşım, hem ABD’nin Orta Doğu stratejisinde pragmatik bir denge unsuru yaratıyor hem de Avrupa ve Arap dünyasıyla diplomatik normalleşmenin önünü açıyor. Görüşmenin ardından bölgesel aktörlerin açıklamaları da bu tabloyu destekler nitelikteydi. Ankara, Tahran ve Riyad yönetimleri, “diyalog kapısının açık tutulması” yönünde mesajlar verdi.
Her diplomatik görüşme umut doğurmaz; ama bazıları, tarihin yönünü değiştirir. Washington’daki bu temas, Suriye için belki de yıllardır özlenen yeni bir başlangıç sayfası olabilir. Ahmed Şara’nın sakin, kararlı ve akılcı tutumu; Trump’ın bu süreçte iş birliğine açık tavrı, bölge diplomasisinde uzun süredir eksik olan diyalog kültürünü yeniden gündeme taşıyor.
Ancak unutmamak gerekir Gerçek barış, yalnızca masada atılan imzalarla değil, sahada atılan adımlarla anlam kazanır. Eğer bugün gerçekten bir dönem kapanıp yeni bir sayfa açılıyorsa, bu sayfanın en altına tarih değil, halkların umudu yazılmalıdır.
AYŞENUR TOKSÖZ